Yazarlar 01 HAZİRAN 2015 / 09:20

TEKNO-POLİTİK

Osman Coşkunoğlu


ocoskunoglu@gmail.com


https://twitter.com/osmancoskunoglu


www.facebook.com/osman.coskunoglu


www.coskunoglu.org


 

BİREYSEL

AKILLI TEKNOLOJİLER BİREYİ APTALLAŞTIRIYOR MU?

Intelligence Squared, çağımızın ilginç ve tartışmalı konularına ışık tutmak amacıyla münazaralar düzenleyen bir kuruluş  (www.intelligencesquaredus.org).  Bu kuruluşun New York’da 13 Mayıs günü düzenlediği münazarada, ortadaki iddia şuydu: “akıllı teknolojiler bireyi aptallaştırıyor.” İddiayı savunanlar, yazar Nicholas Carr ile internet yatırımcısı ve yazar Andrew Keen, iddianın karşısındakiler ise Intel genel müdür yardımcısı, antropolog Genevieve Bell ile Berkman Center araştırmacısı ve yazar David Weinberger. Moderatör ise ABC televizyonu muhabirlerinden yazar Jack Donovan.

2008 yılında Atlantic dergisinde çıkan “Is Google Making Us Stupid?” başlıklı popüler makalesiyle bu tartışmayı ilk başlatan Carr, daha sonra yazdığı kitaplar ile bu soruya “evet” yanıtını sürdürdü (BThaber’de, itirazlarımla beraber, Carr’ın kitabını yazmıştım: “Cam Kafes İçinde miyiz? http://www.bthaber.com/tekno-politik).

İnternetten de izlenebilen münazara öncesinde, tüm izleyicilerin “akıllı teknolojiler bireyi aptallaştırıyor” iddiası karşısındaki görüşleri şöyle: %37 evet, %33 hayır, %30 kararsız. Münazaradan sonra ise, %47 evet, %43 hayır, %10 kararsız. Yani, münazara ilginç bir şekilde berabere sonuçlanıyor.

İlk konuşan Carr, iddiayı beyindeki öğrenme süreci ile destekliyor. Bize gelen enformasyon, kapasitesi çok sınırlı kısa süreli çalışma belleğimizde üzerinde düşündükten sonra ancak uzun vadeli belleğe bilgi olarak yerleşiyor. Etrafımızdaki dijital teknolojilerden sürekli enformasyon yağmuruna tutulunca, öğrenmeyi gerçekleştiren düşünce yeteneğimizin gelişemediğini savunuyor Carr. Bu teknolojiler nedeniyle dünya ile aramızda mesafe koyamayınca dikkat dağılması sürekli hale geliyor, derin düşünme olamıyor.

Weinberger ise, meteorolojiden sağlığa kadar, her alanda daha akıllı ve başarılı yaklaşımların ortaya çıktığı dijital çağda “akıllı teknoloji bizi aptallaştırıyor mu?” sorusunun bile anlamsız ve gereksiz olduğunu iddia ediyor. Dijital Çağ’da etrafımızdaki nesneler değişirken, kaçınılmaz olarak bizim düşünce yapımızın da değişmesinin yarattığı şok, bizi böyle düşündürüyor olabilir. Yani, yeni düşünce yapısının eskiden farklı olması, onun “aptal” olması demek değildir. Carr’ın “enformasyon yağmuru altında her şeye yüzeysel bakabiliyoruz” iddiasına yanıt niteliğinde, eskiden kitapçılara gidip kitaplara yüzeysel olarak göz atarak sığ bir tarama yaptıktan sonra, bazılarını alıp daha derinlemesine okuduğumuzdan söz ediyor. Şimdi, bu sığ taramanın internet sayesinde daha geniş bir alanda yapılabildiğini ve daha iyi bilgi birikimi olanağının geliştiğini iddia ediyor. Buna bilgide Rönesans diyor Weinberger.

“Bilgide Rönesans’dan söz eden Weinberger şu sosyal ağlarda, internette dolaşan bilgiye bir baksın” diye söze başlayan Keen, Carr’ın “mesafenin yok oluşu” iddiası üzerinde duruyor. Dünya ile aramızda mesafe yok olunca, hayal gücünün de yok olduğunu, herkesin konuşup kimsenin dinlemediği bir ortam ve benmerkezci birey oluştuğunu iddia ediyor. “Selfie” kültürünü, yabancılaşan ve yalnızlaşan bireyin durumuna örnek olarak gösteriyor. Dijital teknolojilerin kendi yankı odasına hapsettiği, farklılıklardan kaçmasını sağladığı birey de giderek aptallaşıyor.

Son konuşmacı, Bell, Afrika’daki Ebola salgınından Nepal’deki depreme kadar çok sayıda örnekler vererek akıllı teknolojilerin olumlu etkilerini ortaya koyuyor. Bunun da akıllıca olduğunu söylüyor ve soruyor: Birçok ülkede akıllı teknolojiler sayesinde etkin protesto örgütlenmeleri gerçekleştirebilen bireylerin aptallaştığını iddia edebilir miyiz?

Daha sonra karşılıklı soru-cevap şeklinde devam eden münazarayı bu yazı sınırları içerisinde, hakkını vererek yansıtmak zor. Münazara ile tüm bilgilere erişebilir hatta oy bile kullanabilirsiniz şu sitede: http://bit.ly/1JwgVj2.

Benim oyum münazara öncesi de, sonrası da, iddiaya “hayır” oldu. “Evet” görüşünü savunanlardan Keen’e bir noktada katılıyorum. Akıllı denilen dijital teknolojiler, kullanıcısının ilgi alanı ve görüşlerini “öğrendikten” sonra, Eli Parisier’in “Filter Bubble” kitabında iddia ettiği gibi bireyi o ilgi alanına hapsedebiliyor. Yani, birey kendisini bir yankı odasında, kendi görüş ve inançları ile sınırlı bir ortamda bulabiliyor. Bu da, Scott Fitzgerald’ın şu nefis sözündeki “zeka” tanımıyla çelişen bir durum yaratıyor: “Birinci sınıf zekanın göstergesi, iki karşıt görüşü akılda tutarak işlevini yürütebilme yeteneğidir.” Zamanla, bu çağın gereklerine göre tasarlanmış eğitim sürecinde, birey kendisini farklılıkların olmadığı ortama hapsetmemeyi de öğrenebilir.

Hemen her yeni teknoloji için, hem o teknolojilerin gelişme ve uygulama yönüne hem de bireylerin hazırlanmasına bağlı olarak, olumlu ve olumsuz sonuçlar olabilir. Olumlu sonuçların ağır basması için, farkındalık yaratarak, gerekli toplumsal baskı oluşmalı. Bu münazara, farkındalık yaratma sorumluluk ve görevi olan STK’lara çok yararlı ve yön gösterici.

ULUSAL

THINK 20 BAŞKANI TEPAV VE İNTERNET

G20 ülkelerinin düşünce kuruluşları Think 20’yi oluşturuyor. G20 dönem başkanı Türkiye olunca, Think 20 başkanının da Türkiye’den bir düşünce kuruluşu olması uygun. Bu göreve yararlı ve etkili çalışmaları olan, TOBB’un kurduğu, günümüz Türkiye’sinde siyasi bağlamda bağımsızlığını koruyabilmiş Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı’nın (TEPAV) getirilmesi sevindirici. Think 20’nin misyonu, G20 gündemi ile ilgili teknik çalışmalar hazırlamak (http://www.t20turkey.org/).

Kanada’dan düşünce kuruluşu Centre for International Governance (CIGI) ile TEPAV,  3-5 Mayıs’da Ottawa’da bir konferans düzenledi. Sadece 11 ülkenin düşünce kuruluşlarının katıldığı bu konferans ile ilgili TEPAV sitesindeki haberde, internet yönetişiminin de G20 zirvesinde görüşülmesinin önerildiği belirtiliyor (http://www.tepav.org.tr/tr/haberler/s/3869). Oysa, CIGI sitesindeki konferans ile ilgili haberde, G20 zirvesi için ekonomi ve iklim değişikliği ile ilgili beş konunun önerildiği belirtiliyor (http://bit.ly/1LkrEy5). İnternet yönetişiminin önerildiğinden söz edilmiyor. Bu satırların yazıldığı sıra, CIGI’nın hazırladığı konferansın sonuç raporu henüz yayımlanmamıştı.

Yakın geçmişe kadar ABD merkezli olması pek de sorgulanmayan internet yönetişimi için geçtiğimiz 3 yıl içerisinde yeni arayışlar ve yeni modeller dünya gündeminde yerini aldı. Fakat, maalesef, Türkiye’de konuyla ilgilenmesi gereken sivil kuruluşların gündemine giremedi. TEPAV’ın eğer bu konuda bir girişimi varsa, bu bir bakıma sevindirici. Fakat, G20 zirvesi hükümetler düzeyinde yapıldığı için ve internet yönetişiminde hükümetlerin kontrol hevesi olduğu için, konuya dikkatli yaklaşılması gerekir. Sivil toplum ile teknik ve akademik camia etkin ve güçlü temsil edildiği çok paydaşlı bir yönetişim sistemi önerilmelidir.

 

 
ETİKETLER : 1024