Yazarlar 25 KASIM 2013 / 08:11

Türk Malı internet olur mu?

Bu soruyu duyunca, internetin sahibi yoktur ya da herkes internetin sahibidir diye tepkili yanıt verenler çıkacaktır. Oysa dünyada internet kadar eski bir tartışma konusu da onun güvenli bir iletişim aracı olup olmadığı üzerinedir. Tartışmayı bir kenara bırakıp eyleme geçen ve kendi önlemlerini kendileri alan ülkeler var.

Almanya’da Deutsche Telekom (DT) ve United Internet tüm Almanya’yı kapsayacak şekilde güvenli e-posta alışverişi yapılabilecek bir platform geliştirdi. “Alman Malı e-Posta” adı verilen bu program mevcut olana ek güvenlik önlemleri alınmış bir platform üzerinde e-posta gönderilmesi ve alınmasını sağlıyor. Almanya’nın belli başlı internet servis sağlayıcıları GMX, T-Online ve WEB.DE kullanıcılarının yararlanabildiği sistem gönderilen iletileri otomatik olarak şifreliyor ve ulaşacağı yere kadar güvenli biçimde taşıyor. Kat ettiği yol boyunca Alman yasalarınca güvence altına alınmış Kişisel Bilginin Gizliliği ilkelerine harfiyen uyuluyor. İletinin saklandığı sunucular özel güvenlik önlemleri ile güçlendirilmiş ekipmanlardan oluşuyor ve belki de en önemlisi, ileti Almanya sınırları içerisindeki iki kullanıcı arasında gönderilip-alınıyorsa; hiçbir nedenle yurtdışındaki bir değişim noktasına gitmesine izin verilmiyor.
İnterneti belki de çağın en önemli icadı yapan unsurlardan biri de sınırlardan bağımsız olan uluslar üstü yapısıdır. Fakat son dönemde ABD Ulusal Güvenlik Kurumu NSA’in dünya liderlerini dinleme skandalları, internet güvenliğini bir kez daha gündeme taşıdı. İnternetin devlet kontrolüne girmesi konusundaki endişeler 2012 yılında Aralık ayında ITU’nun Dubai’de düzenlediği WCIT Konferansı’nda Uluslararası Telekom Regülasyonu (ITRs) yeniden düzenlenirken özellikle ABD ve İngiltere gibi ülkeler tarafından sıklıkla gündeme taşındı. Bu ülkelerde kurulu küresel internet şirketleri, internetin “özgür” kalması için lobicilik faaliyetlerine ivme kazandırdılar. AB de blok halinde internetin kimsenin denetiminde olmamasını savundu.
Dünyanın, geçtiğimiz Ekim ayında Almanya Başbakanı Angela Merkel’in telefonunun 2002 yılından beri NSA (Amerikan Ulusal Güvenlik Ajansı) tarafından dinlendiği haberleriyle çalkalanmasıyla birlikte internet güvenliği hakkındaki endişeler doruk noktasına çıktı. Almanya’nın önde gelen haftalık haber dergisi Der Spiegel’in yayınladığı bir iddiaya göre Merkel, henüz başbakan olmadan önce bile başbakanlık binasının yakınında bulunan ABD Büyükelçiliği’nden dinleniyordu.
NSA’in küresel dinleme ve izleme programını basına sızdırmasıyla tanınan CIA eski çalışanı Edward Snowden’dan edinilen bilgiler ve Der Spiegel’in araştırmaları, internet ya da uydu üzerinden yapılan konuşmaların büyükelçilik binasına yerleştirilen ve dışardan görünmeyen özel bir anten aracılığıyla kolayca kaydedildiğini savunuyordu. Haberin varsayımına göre büyükelçilikte kurulan ve yasal olmayan bir birim modern cihazlarla hükümet bölgesindeki iletişimi kontrol ediyordu.
Basına yansıyan bu tartışmalar devam ederken yüzde 32’si devlete ait olan DT, yeni bir öneriyle dikkatleri üstüne çekti. Operatör, Alman iletişim şirketlerinin yerel internet trafiğini yabancı istihbarat hizmetlerinden korumak ve müşteri güvenliğini sağlamak için bir Alman’dan diğer bir Alman’a gönderilen iletinin ülke sınırları dışına çıkmamasını garanti edeceğini duyurdu. Bunu hayata geçirmek için diğer Alman şirketlerle işbirliği yapmaya açık olduğunu ifade etti. Öneri her türlü e-posta ve diğer veri trafiğini kapsıyordu.
DT ve United Internet’in bu çabaları yine de birçok açıdan kolay olmayacağa benziyor. Elbette trafiğin Almanya sınırları içinde tutulması mümkün, fakat bunun en hızlı ve en avantajlı yol olamayabileceği de biliniyor. Sektör uzmanlarıyla yapılan görüşmelerde, bu işbirliğinin sunucuları dışarıda bulunan dev internet oyuncularının web sayfalarında işe yaramayacağını savunuluyor. Buna ek olarak, ülke içindeki rakip genişbant sağlayıcıların şebeke bilgilerini paylaşmak istemeyeceklerinden bu öneriye sıcak bakmayacakları düşünülüyor.
Daha da önemlisi, böyle bir projenin internetin işleyiş prensibine aykırı olmasından endişe duyanlar var. Bugün küresel internet trafiği ulusal sınırlardan bağımsız olarak bir şebekeden diğerine ücretsiz ya da özel anlaşmalarla yapılıyor. Başta ABD’li yetkililer, diğer ülkelerin de benzer girişimlere girmesi durumunda, internetin açık yapısını tehdit edeceğinden bahsediyorlar.
Günümüzde Çin ve İran gibi ülkelerde Facebook ve Twitter’ı engelleme ya da internet trafiğini kontrol altına alma çabalarına sıkça rastlansa da bunun gelişmiş bir ülkede olması daha önce görülmemiş bir olay olarak gösteriliyor. Bu nedenle DT’nin bu hareketi bir yandan takdire layık bir girişim, öte yandan zor sonuç alınacak bir çaba olarak değerlendiriliyor. Ama üçte biri devletin elinde olan DT’nin müşterilerine seçenek sağlayan proje, Alman düzenleyici kuruluşu BNetzA tarafından da destekleniyor.
Dünyadaki en sıkı gizlilik kanunlarına sahip Almanya’da devletin bu tür tedbirler alması Merkel’in yetiştiği Doğu Avrupa’daki gizli polis dönemini hatırlattığı için oldukça hassas bir konu. Öyle ki; Ekim ayında gerçekleşen Avrupa zirvesinin de gündemine oturdu. Zirvede Merkel, yıl sonuna kadar ABD’nin Paris ve Berlin’le casusluk yapmayacağını garanti eden bir anlaşma imzalamasını istedi.
DT’de veri gizliliği ve hukuktan sorumlu üst yöneticilerden Thomas Kremer, ulusal yönlendirme (routing) şebekesini hayata geçirebilmek için üç operatörle bağlantı anlaşmaları imzalanacağını söyledi. Eğer bu mümkün olmazsa, mevzuat çözümünün düşünülebileceğini belirtti. Telefonica Almanya ve Vodafone gibi şirketlerin de DT’nin bu önerisini değerlendirebilecekleri belirtiliyor.
Trafiğin yönlendirici (router) ve anahtarlardan (switch) geçtiği sırada verinin belirli rotaları izlemesi için programlanabilirken, dünyanın önde gelen çevrimiçi hizmetleri sınırlardan bağımsız olarak hareket ediyor. Küresel internet şirketleri operasyonlarının tamamını birkaç merkezden yönetiyor. Bu merkezleri seçerken de nerede olduklarına değil makul elektrik ücretleri, vergi mevzuatları, hukuki yaptırımlar, iklim ve hızlı genişbant şebekeleri gibi faktörlere bakıyorlar. Mesela Münih’te ikamet eden bir Facebook kullanıcısı, Berlin’deki arkadaşıyla internet üzerinden sohbet ederken trafik, şirketin üç devasa veri merkezlerinden biri olan 8.000 km uzaklıktaki Amerika’da Oregon’dan veya Kuzey Kutbu yakınlarındaki İsveç kasabası Lulea’dan geçiyor. Benzer şekilde, iki Alman vatandaşı arasında Gmail üzerinden gönderilen e-postalar, şirketin Finlandiya, Belçika veya İrlanda’daki üç veri merkezinin birinden aktarılıyor. Bunu değiştirmenin tek yolu küresel şirketlerin sunucularını yerel olarak Almanya’da barındırmalarıdır
Dünyanın diğer ucunda da benzer gelişmeler yaşanıyor. Geçtiğimiz günlerde ABD’nin kendisi de dahil olmak üzere Brezilyalıları dinlediği iddialarıyla dolu raporlara sinirlenen Brezilya Başkanı Dilma Rousseff, tüm küresel internet şirketlerinin ülke içinde topladığı veriyi ülke içinde depolamasını şart koşacak mevzuatı yasalaştırmak için uğraşıyor.
DT’ye geri dönecek olursak Avrupalı liderlerin iki yıldır üzerinde çalıştıkları yeni veri güvenliği kanununu genişletmek çözümlerden biri olabilir. Kanunun epey sertleştirilmiş bir sürümü Kasım ayının başında Avrupa Parlamentosu tarafından desteklense de hala üye ülkelerin mutabakata varması gerekiyor.
Fransa ve Almanya, diğer üye ülkelerin 2015 yılına kadar yeni veri kanunlarını tamamlamak üzere görüşmelerini artırmalarını sağlamakta başarılı olabilir. Bu yeni kanunun DT’nin önerisini desteklemesine muhtemel olarak bakılıyor.
ETİKETLER : Sayı:947