Yazarlar 11 ŞUBAT 2013 / 08:18

Türkiye, basın özgürlüğü ve internet

Türkiye’nin basın özgürlüğü konusundaki berbat durumunu ortaya koyan ve sarsıntı yaratan CPJ raporunun ardından, Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) örgütünün 2013 Basın Özgürlüğü raporu da geldi (http://goo.gl/78vGe). Önceki yıl raporda 179 ülke arasında 138. sırada yer alan Türkiye, geçen yıl on basamak birden gerileyerek 148. sıraya düşmüştü; bu yıl ise 154. sıraya geriledi! (http://goo.gl/23tpo; http://goo.gl/faOxN) Üstümüzde Meksika, altımızda Swaziland var...

Bu tür raporları “iktidarı zayıflatmak için kökü dışarda mihrakların yaptığı karalama” diye görmek isteyenler olsa da, matematik konuşuyor işte: “Türkiye, dünyanın en kalabalık gazeteci hapishanesi”... Tabii, “onlar gazeteci değil terör suçlusu”, değil mi? Henüz hukukun konuştuğunu da duymadık. Hep başkaları konuşuyor... Nitekim, ABD Ankara Büyükelçiliği önünde patlayan bombadan sonra, Başbakan, intihar bombacısının DHKPC mensubu olmasından hareket ederek şunları söyledi: “Bugünkü canlı bombanın cebinden basın kartı çıksa onun için de basın mensubuydu diyecekler. Basın mensubu bu hale düştü diyecekler. Bunu sahiplenecekler.” (http://goo.gl/kZvrr)

Sınır Tanımayan Gazeteciler örgütü, bu demecin arkasından bir açıklama yaptı ve yaralananlardan birinin de basın mensubu olduğu bu terör saldırısını basın özgürlüğünün ayaklar altına alınmasını meşrulaştırmak için kullanan Başbakanın söylemiyle “şok oldukları”nı bildirdi (http://goo.gl/bKZa1). RSF, gazeteci olan ve olmayan vatandaşların şaibeli suçlamalar ve uzun tutukluluk süreçleri ile ceza evlerinde çürütüldüğünü vurgulayarak, “Eğer Türkiye üzücü bir şekilde bugün gazeteciler açısından dünyanın en büyük cezaevi ise, bu terörizme karşı gerekli mücadelenin kamu özgürlüklerine saygı çerçevesinde yapılmadığındandır” dedi.

Basın özgürlüğünün bu durumda olduğu bir ülkede, internet ifade özgürlüğü için güçlü bir alternatif mecra olarak ortaya çıkıyor. Ama, basın özgürlüğü sicilimizin karanlığı bu alanda da hüküm sürüyor. Türkiye internet sansürü ve hukuksuz gözetim konusunda giderek üst sıralara çıkıyor. AİHM, 5651 sayılı yasayı, temel hak ve özgürlükleri ihlal ettiği gerekçesiyle boşuna mahkum etmedi. Terörle Mücadele Kanunu’ndan Türk Ceza Kanunu’na, fikri haklar düzenlemelerinden Medeni Kanun’a tüm düzenlemeler interneti baskılamak için kullanılıyor. Bilişim hukukumuz baskıya, sansüre ve fişlemeye odaklanmış durumda...

İktidarlar her zaman rahatsız olur, sözden, fikirden, özellikle de bunların önlenemez bir biçimde yayıldığı internet gibi iletişim kanallarından. Ama bu tehdit algısı, kendi hukukunu bile çiğneyerek vatandaşının hakkını hukukunu ihlal etmeye neden olduğunda, iktidarlar meşruiyetlerini kaybederler... Sansürün, gözetimin, fişlemenin, yıldırma operasyonlarının, ne kadar kullanışlı “iktidar aygıtları” olurlarsa olsunlar, nihai olarak başarıya ulaştığı görülmemiştir.

Korkunun ecele faydası yok...