Yazarlar 28 MART 2010 / 18:00

Ülkemizin göreceli durumu …



ULUSAL

Bilgi teknolojileri alanında ve bilgi toplumu yolunda, ülkemizin karnesi sevindirici değil. Sadece iki örnek, durumumuzu özetlemeye yeter:
1. Bilişim sektöründe ülkelerin rekabet gücünü ölçen “Economist Intelligence Unit” (EIU) raporuna göre, 2008 yılında 66 ülke içinde 38. sırada olan Türkiye, 2009 yılında 46. sıraya düşmüş. Gerçi, bu düşüş sadece ülkemizin performansından kaynaklanmıyor. Raporda kullanılan ölçüm tekniklerinin daha iyileştirilmesi için 2009 yılında yapılan değişiklikten de kaynaklanıyor. Sonuç olarak 66 ülke içerisinde 46. sıradayız.
2. Ülkelerin bilgi toplumu olma yolunda göreceli yerini ölçen Uluslararası Telekomünikasyon Birliği’nin (ITU) 2010 raporu geçtiğimiz günlerde yayımlandı. En son 2008 sonuçlarını gösteren rapora göre, enformasyon ve iletişim teknolojilerinin gelişme düzeyine göre yapılan sıralamada, Türkiye 159 ülke içinde 2007 yılında 56. sıradayken, 2008 yılında 57. sıraya düşmüş.  Düşüş önemli olmayabilir, fakat sıralamadaki yerimizin bu kadar aşağılarda olması önemli.
Bu iki sıralamayı karşılaştırmak ve tutarlılığını anlamak amacıyla, ITU’nun ele aldığı 159 ülkenin içinden EIU’nun ele aldığı 66 ülkeyi seçtim. Bu 66 ülke içerisinde, EIU kriterine göre (bilişim sektöründe rekabet gücü) 46. sırada olan Türkiye,  ITU kriterine göre (enformasyon ve iletişim teknolojilerinin gelişim düzeyi) aynı 66 ülke içinde 43. sırada yer alıyor. Yani tutarlı bir şekilde, 66 ülke içinde Türkiye’nin yeri 40’larda bir yerde. Son yıllarda kayda değer bir iyileşme veya daha da kötüleşme yok.
Sonuç olarak, bilgi teknolojilerinde ve bilgi toplumu yolunda ülkemizin durumu hiç de iyi değil.
Yukarıdaki sıralamalar kompozit endeks değerlerine göre yapılıyor. Ülkemizin diğer ülkelere göreceli olarak çok geride oluşunun nedenlerini – dolayısıyla somut olarak sorunları – anlamak için, alt endeksleri incelemek, zaman ve mekan üzerinde karşılaştırmak ve ayrıntılara bakmak gerekiyor. Böylesine bir analiz üniversitelerimizce veya ilgili STÖ’ler tarafından yapılabilir; fakat, bu analizi yaparak veya yaptırarak ortaya çıkarmak ve hem sektöre hem de politika belirleyicilere sunmak sorumluluğu Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu’nundur.

… VE GÜNDEMİMİZ
Anayasa değişikliği ülke gündemimizi meşgul ederken, hatta gündemi gererken, bilgi teknolojileri konusuna ilişkin yapılması gerekenler kaçınılmaz olarak gölgede kalıyor.
İki senelik çalışmadan sonra, 28 Temmuz 2006’da Resmi Gazete’de yayımlanmış olan “Bilgi Toplumu Stratejisi ve Eylem Planı” tam bir fiyasko olduktan sonra bu yıl süresi bitiyor. Yenisinin hazırlanması gerekir, fakat o yönde bir çalışma yok.
Bilişim sektörüne hiç uygun olmayan, daha çok inşaat sektörünü düşünerek hazırlanmış olan “Kamu İhale Kanunu”nda gerekli değişikliklerin yapılması yönünde bir çalışma da yok.
BTK gelirlerinden Ar-Ge’ye ayrılan fonlar hala kullanılamıyor. Bu fonların saydam ve etkin kullanılmasını sağlayacak bir mekanizma da yok. Evrensel hizmet fonlarının nerelerde kullanılması gerektiğine ilişkin keyfi uygulamalar dışında bir mekanizma da yok.
2009 yazında birden ortaya çıkan ve tartışma yaratan “E-Devlet ve Bilgi Toplumu” yasa taslağı adeta unutuldu ve hala bakanlar kuruluna bile gelmedi.
E-devlet uygulamalarının önünü açma amacıyla hazırlanmış olan, 33 yasada değişiklik yapacak  olan “torba yasa” taslağı Ulaştırma Bakanı’nın geçen hafta Antalya’da “TBMM’ye sunuldu” demiş olmasına rağmen, aslında henüz bakanlar kurulundan çıkmadı bile.
Zaten çok gecikmiş olan yasal düzenlemelerin daha fazla gecikmemesi için, bilgi teknolojilerine ilişkin her konunun tek sahibi konumuna gelmiş olan Ulaştırma Bakanlığı’nın daha etkin olması gerekiyor.
Başbakanlıkta beklediği anlaşılan bu “torba yasa”nın önümüzdeki haftalarda aniden TBMM gündemine gelme ihtimali olduğunu düşünüyorum. Yasa taslağının son haline şu adresten erişilebilir: http://www.basbakanlik.gov.tr/Forms/pDraftOfALaw.aspx. Sektörün ve tüm ilgili STÖ’lerin şimdiden yapacağı eleştiri, yorum ve öneriler yararlı olacaktır.

KÜRESEL

SİBER KAYGILAR

Telekulak konusuna, internet sansürüne ve siber-suçlara karşı tatminkar bir yöntem dünyada henüz bulunamamışken, ülkemizde de bu konularda ciddi tehlikeler ve endişeler devam ederken, batı dünyasının gündeminde siber-savaş konusu bir yıl içerisinde giderek öne çıkmaya başladı.
Konuyu ilk gündeme getiren, 2008 yılında seçim kampanyasında kullanılan bilgisayarlar saldırıya uğrayınca FBI, CIA ve NSA’ya (ABD’nin Milli Güvenlik Kurulu) başvurmuş olan Obama’dır: Mayıs 2009’da ülkenin siber-savaş kapasitesine yatırım yapacağını açıkladı.
Siber15 Aralık 2009 tarihinde Amerikalı yazar Joseph Carr’ın “Cyber Warfare” (Siber savaş) kitabı çıktı ve yoğun ilgi çekti. İngiltere’nin saygın gazetesinde, Financial Times’da teknoloji üzerine yazan Joseph Menn’in, 4 Şubat 2010 tarihinde çıkan “Fatal Systems Error” (Ölümcül bir Sistem Hatası) isimli kitabı daha da yoğun bir ilgi ve tartışmanın odağı oldu.  Menn’in bu incelemesinde küresel örgütlenme üzerine korkutucu iddialar yer alıyor.
20-21 Şubat tarihlerinde ABD’de, CNN’de 2 saatlik siber-savaş simulasyonu tekrar tekrar yayınlandı. Bu simulasyonda, yoğun bir siber-saldırıya uğrayan ABD’de önce cep telefonları, sonra da bilgisayarlar saldırganların kontrolü altına geçiyor, ülkenin tüm iletişim ve ulaşım sistemi tamamen paralize oluyordu. Tam bir kaos ve panik ortamı yaratılıyordu.
Deniz Kuvvetlerinden emekli olduktan sonra ABD’nin Milli Güvenlik Kurulu’nun (NSA) direktörlüğünü yapmış, şimdi de bilgisayar alanında da dev danışmanlık şirketi Booz Allen Hamilton’un genel müdür yardımcısı olan Mike McConnell, Amerika’nın saygın The Washington Post gazetesinde 28 Şubat günü çıkan, vurucu ve keskin ifadeler içeren, etkin bir makale ile siber-savaşın başlamış olduğunu ve ABD’nin kaybetme yolunda olduğunu ilan ediyordu. Makale, geçmiş soğuk savaş döneminde ne yapıldıysa benzerinin şimdi de yapılmasını savunuyor ve “Buna başlama zamanı dündü” diye bitiyor.
The Atlantic dergisinin Mart sayısında “Cyber Warriors” (Siber Savaşçılar) başlıklı bir makale ile saygın bir araştırmacı gazeteci olan James Fallow ise yukarıdaki iddiaların, hem Pentagon’un bütçesini artırmak hem de Amerikan halkını ve dünya kamuoyunu koşullandırmak amacına yönelik propaganda  gibi göründüğünü ve konunun maksatlı olarak abartıldığını iddia ediyordu.
Ciddi bir küresel siber-savaş tehlikesinin var olma ihtimali ülkemizi çok yakından ilgilendirir. Tersi bir durum, yani kendi ekonomik ve siyasi gücünü küresel bağlamda etkin kılmak için ABD’nin yaratacağı siber-savaş paranoyasının ve yapacağı yaygın propagandanın ülkemize olası etkileri de bizi çok yakından ilgilendirir.
ETİKETLER : Sayı:764