Yazarlar 20 MAYIS 2013 / 08:07

Yayın yasağı çare değil

New York’ta 11 Eylül saldırısı ardından medyada hiç “ölü” görülmedi. Bunun, dönemin ABD Yönetimi ile medya yöneticileri arasında varılan görüş birliği sayesinde olduğu sanılıyor. Bu konuda resmi ve açık bir bilgi ortaya hiç çıkmadı. Medya yöneticileri, ABD’de bu boyuttaki bir saldırının haberlerini verirken nasıl davranacakları konusunda belki sadece kendi aralarında konuştular? Bunu da bilmiyoruz. Ama ABD halkı, medyada ceset görmedi.
Olaydan yıllar sonra BBC-TV, “Düşen Adam” başlıklı bir belgesel yayınladı. İlk kez dünya medyasında, İkiz Kuleler’den atlayarak intihar edenler ekrana yansıdı. ABD medyası dışında ilk kez bir başka küresel yayın kuruluşu böyle bir tercihte bulundu: Oradan atlayan kişiler hakkında yayın yapmak, kamuoyunun bilgilenmesi amacıyla bir habercilik yükümlülüğüydü.
Zaten çok daha sonraki yılların en etkili filmlerinden “Çok Gürültülü ve Çok Yakın” (Incredibly Loud and Extremely Close) İkiz Kuleler’den atlayan bir adamın oğlunun gözünden 11 Eylül’ü anlatıyordu. Baba rolünde Tom Hanks, annede Sandra Bullocke, ve film boyunca hiç konuşmayan dede rolünde Max von Sydow (2013 En Başarılı Yardımcı Oyuncu Oscar’ına aday gösterildi ama maalesef ödülü ona vermediler) bir yap-boz şeklindeki filmi oya gibi işlediler.
Yayın yasakları, ister gönüllü ister mecburi olsun, zaman içinde gerçeklerin ortaya çıkmasını engellemiyor. Hele şimdi sosyal medya, yalan-yanlış, doğru-eğri ne varsa her şeyi ortaya döküyor. Bu, resmi sansürden daha sakıncalı. Çünkü, sosyal medyada hiç terazi ve filtre yok. Kamuoyunun bilgilenme ihtiyacını dedikodu, söylenti, düpedüz yalanlar gideremez. 21. yüzyılda sansür, anlamı kalmamış bir uygulama.
ETİKETLER : Sayı:922